2012 yılında An Awesome Wave ile hayatımıza girdiklerinde İngiliz alternatif rock topluluğu Alt-J ile ilgili hislerimiz oldukça karışıktı desek çok fazla okuyucumuz ile empati kurabileceğimize eminim. İlk albümleri ile beraber kazandıkları British Mercury Prize ile beraber bu çocukların acımasız ve değişime tahammülü olmayan müzik eleştirmenleri tarafından silinip tarihin tozlu sayfalarına karışmayacağı garantilenmiş, bizler biraz arkamıza yaslanma ve soluklanma fırsatı bulmuştuk. Tüm bu ilk albüm heyecanları bitip ortalık biraz durulduğunda ise büyük bir çoğunluk Alt-J’in yaptığı müziğin 90’ların ilk yarısındaki İngiliz alternatif rock “era”sından bu yana ihtiyacımız olan farklılığın habercisi olduğu konusunda hem fikir olmuştuk.

Alt-J yaptığı müziğin bulunduğu janra içinde büyük bir değişime, radikal bir yeniliğe ateş tutması gerektiğini ve bunu bittabi kasıtlı olarak yaptığını aslında senelerdir gözümüzün içine içine sokuyor fakat hipster kültürünün anlamını yitirmiş imgeleri arasında biz bu haykırışı belki de senelerdir görmezden gelmek zorunda kalıyoruz. Δ yani delta yunancanın dördüncü nev-i şahsına münhasır harfi beşeri bilimler aleminde değişimin iki değer arasındaki farkı, ilerlemeyi, eski durumdan yeni bir duruma geçişi simgeler. Yani Δ aka Alt-J derken İngiliz üçlünün bize anlatmak istedikleri aslında çok net.

İlk albüm An Awesome Wave ve 2014 tarihli ikinci albümleri This Is All Yours ile icra ettikleri müziğin farklılığını ve orijinalliğini bize kabul ettiren grubun üçüncü albümleri ise artık onlar için önemli bir sınav niteliği taşıyordu. Zira ilk albümdeki; her dinlendiğinde ilk günkü hisleri uyandıran Tessellate, Breezeblocks, Matilda, Fitzpleasure, Taro ikinci albümde yerini hala farklı ama sayısı azalan Left Hand Free gibi şarkılara bırakmıştı. 3 albümde şarkılar artık ilk iki albümün karbon kopyası mı olacak, Alt-J farklılaşayım derken kendini mi kaybedecek yoksa ilk iki albümü aşıp kariyerine yeni ödül veya ödüller mi ekleyecek (Tıpkı Ed Sheeran’ın Divide albümünü beklerken hissettiğimiz gibi) derken albümün ilk teklisi şifreli ve pek gizemli bir şekilde önümüze düştü.

3WW albümün hem ilk şarkısı hem de ilk teklisi olması dolayısıyla üzerinde detaylı konuşulması gereken bir parça. Başlangıcı alternatif Alt-J ritimleri ile ağır hatta biraz aksak bir tempoda 1 dakikadan fazla süren bir loop ile açılıyor. İlk şarkı olması dolayısıyla intro havasında bir kaç dakika ile hem Alt-J’i ne kadar özlediğinizi hem de grubun müziğini neden sevdiğinizi size hatırlatıyor. Loop ağır (fakat artık aksak olmayan) bir tonda devam ederken Joe Newman kült olmaya aday vokali ile devreye giriyor. Yeni albüm için heyecanlanmanız ve beklentilerinizin artması da bu dakika da devreye giriyor. Şarkı yumuşak bir tonda başlayıp 90’lara selam çakan bir beat ile saniyenin onda birinde yükseliyor ve başlangıçtan daha alçak bir tona girip çok pürüzsüz bir şekilde başka bir şarkıya geçercesine altyapıyı baki tutup farklı bir hikayeye geçiyor. 5 dakika boyunca çocuklar için yapılan minik ama yine de korkutucu roller-coasterlardan birine binmiş gibi hissediyorsunuz. Şarkı çok Alt-J ama yeni bir şarkı gibi geliyor ve Relaxer için umutlar artıyor.

Relaxer albümünün ikinci şarkısı ve yayınlanan ikinci teklisi In Cold Blood ise size nefes alacak ufak bir an dahi bırakmadan soluksuz başlıyor. Albümün en farklı parçası diyebileceğimiz In Cold Blood hem retro synthleri ile hem de Kadebostany ile bağrımıza bastığımız trompet, korna, saksafon gibi nefeslilerin uyumlu notaları ile şarkıyı bir aşağı bir yukarı, farklı bir ritme sokuyor. İkinci dakikanın ortalarında giren loop ile de şarkıya olan saygınız ve hoşnutluk seviyeniz tavan yapıyor. Şarkı başladığı gibi adeta hiç varolmamışçasına bitiyor ve mutlaka tekrar dinleme isteği uyandırarak sizi terk ediyor.

Albümün yayınlanan üçüncü teklisi Adeline ise Alt-J’in kendi tarzında icra ettiği ballad tarzı bir parça. Ben şahsen Adeline’i çok fazla beğenmemiş olsamda albümdeki varlığını yadırgadığımı da söyleyemem. Şarkının olması gerektiğinden daha uzun olduğu hissi ve albümün genel yapısı dolayısıyla bana sanki Relaxer’dan ziyade This Is All Yours’a ait bir parça gibi hissetirdi. Hatta biraz “B-Side” bir havası var da diyebiliriz belki. Şarkının hareketlendiği bölümlerden sonrası güzel diyenler var ise de yorumlarda buluşalım. Zira ben oraları şarkının geri kalanından çok daha gereksiz buldum diyebilirim.

Albümün 3WW ve In Cold Blood ardından gelen 3. şarkısı House Of Rising‘de ise büyük ters köşe yaşadım diyebilirim. Hem de iki kez! Nasıl mı? Bu şarkı albümde en merak ettiğim şarkıydı zira orijinal The Animals versiyonunu binlerce kez dinlemiş ve sıkılmadan binlerce ke daha dinleyebilecek bir insan olarak Alt-J’in şarkıyı bu albümde coverlayacağı açıklandığından beri şarkıyı merakla bekliyordum. Albüm öncesi yayınlanan tekliler arasında da göreceğimizi umut ediyordum açıkçası. Lakin öyle bir şey olmadı. Albüm yayınlanır yayınlanmaz ilk iki şarkıyı da daha önceden dinlemiş olmanın verdiği rahatlıkla ilk olarak House of Rising Sun için bastım play tuşuna. Şarkının ilk dakikası tamamlandığında bu şarkı adı House of Rising Sun olan orijinal bir Alt-J şarkısı olacak galiba dedim zira cover için gereken vitese girdiğini hissedemedim. Daha sonra şarkı gerçekten cover çıkınca ters köşe üstüne ters köşe yaşamış oldum. Ne kadar iyi olmuş inanın bir şey söylemek zor ama kötü olmadığını söyleyebilirim. İyi mi değil mi onun için hepimizin biraz zamana ihtiyacı olacak.

Hit Me Like That Snare ve Deadcrush ise Alt-J’in kariyerine gümüş harflerle yazılacak ve dinlendikçe tadına varılacak kendi tarzlarına %100 uyan fakat %100 yaptıkları diğer işlerden farklılaşmanın bir şekilde yolunu bulan iki tane çiçek gibi şarkı olmuş. Albümü yarıladığınız esnada karşınıza çıkacak olan bu iki şarkı albümü su gibi bitirmeniz için gerekn motivasyonu size aşılamaya yetecektir.

Last Year Adeline’dan aldığı bayrağı daha da ileri taşıyarak albümün romantik ve yumuşak tarafını temsil eden tarafta yer alıyor. Arkasından geldiği Adeline ile beraber albümün ritmini çok mu fazla düşürüyor diye düşünebilirsiniz fakat onun da arkasından gelen Pleader için aslında ufak bir nefes alma arasına ihtiyaç duyacağınızı düşünerek grubun böylesine bir yumuşak boşluk yaratmış olduğunu da düşünebilirsiniz.

Yukarıda kulaklarını çınlattığımız Pleader ise kapanış için ideal bir şarkı olmuş. Özellikle şarkının başındaki gitar ve ardından gelen yaylı düzenlemeleri şarkıya ilk dakikasından kitlenmenize sebep oluyor. Başından sonuna kadar ruh halinizle yoyo gibi oynayan şarkı sürekli yükselip alçalan ritimleri ile bir albümün son şarkısının yapabileceği en iyi şeyi yapıyor ve sizi albümü bir daha dinlemek için iştahlandırıyor.

DEĞERLENDİRME
Bize Göre
8,7
PAYLAŞ
  • Eray Büyükkörükçü

    3WW gibi güzel bir singledan sonra albüm hayal kırıklığına uğrattı, fazla fazla puan bile vermişsiniz