2017 senesinin ilk çeyreğinin en çok beklenen albümü Divide nihayet çıktı. Bizde çıkar çıkmaz Ed Sheeran’ın büyük bir hype ile gelen üçüncü stüdyo albümüne yapıştık ve dinlemeye koyulduk. Dinler dinlemez edindiğim ilk intibayı albüm incelemelerinin en başında yüksek sesle söylemeyi sağlıklı buluyorum. Böylece albümü baştan sona sadece bir iki kez dinlemiş dinleyicilerin büyük bir çoğunluğu ile empati kurma şansımız oluyor. İlk izlenim “Albüm uzun zamandır dinlediğim en GARİP albümlerden biri…” şeklinde arkadaşlar. Bu ilk izlenimin sebeplerine sonuçlarına ilerleyen paragraflarda dalacağım elbette.

Genel olarak albüm nasıl derseniz. Albüm ilk satırlarda da bahsettiğim gibi bu senenin en büyük beklenti ile beklenen albümlerinden biriydi. Gerek albümün ilk teklisi Shape of You’nun büyük bir kitle tarafından 10 üzerinden 10 şeklinde değerlendirilmesi ile, gerek İngiliz sanatçının 2014’de çıkardığı albümünden bu yana suskun olması bu hype’ı ateşleyen sebeplerden en temelleriydi.

2016 senesinde Thinking Out Loud şarkısı ile Grammy almasının ardından kendi deyimi ile iPad’i ve enstrümanları ile beraber İngiltere kırsalında inzivaya çekilen; akıllı telefonlardan ve akılsız insanlardan uzakta kendini çalışmaya veren Sheeran üçüncü albümünü %100 bir sanatçı sağduyusuyla hazırlamış. Albümün başından sonuna kadar da bunu hissetmek gayet mümkün. Sheeran albümün tanıtımı sırasında verdiği bir röportajda “Hayatımda ve kariyerimde öyle bir noktadayım ki bundan sonra yaptığım tüm albümler 1 yıldız alsa bile müzik yapmaya devam edecek kadar hevesliyim…” şeklinde bir açıklama yapmış. Bu türden bir bakış açısı genelde sanatçının müziğine negatif olarak yansır diye düşünebilirsiniz fakat Divide albümünde bu düstur Sheeran’ın cesur olmasına ve yepyeni şeyler denemesine sebebiyet vermiş.

İşte yukarıda bahsettiğim bu küçük hikayenin bir sonucu olarak üçüncü albüm Divide son yılların en cesur, en garip ve en farklı albümü olmuş. İlk olarak albümü dinler dinlemez Sheeran’ın pop müziğin tüm matematiğini çözdüğünü ve bu denklemin içerisine de yaratıcılığını katarak müziğini nasıl başka bir boyuta taşıdığını hissediyorsunuz. Albüm Eraser ile başlıyor. Eraser’a akustik bir rap balladı dersem doğru tanımlamayı kullanmış olurum diye düşünüyor. Rap, ballad, akustik, Ed Sheeran… Evet dediğim gibi Divide Sheeran’ın cesaretini, yaratıcılığını ve tüm diğer yeteneklerini göreceğiniz garip bir albüm.

İkinci şarkı Castle on the Hill ise 90’lardan fırlayan bir hafif rock şarkısı gibi. Hareketli ritimler ve vuruşlar ile Eraser’ın şaşkınlığını üzerinizden atıp havaya girmenizi sağlayan bir şarkı. Rap’den rock’a geçerken bir an olsun rahatsız olmuyorsunuz ve Sheeran’ın Divide’da albümün ismi ile müstenesna olarak şarkıların hepsini bambaşka alanlara bölmüş ama albümün sonuna geldiğinizde de bütünlüğü hiç bozmadan hepsini tek potada eritmiş hissi veriyor.

Albüm de zayıf diyebileceğimiz şarkılar arasında ise albümün cesaretine ve farklılığına gölge düşürecek kadar sade ve klişe bir ballad olan Perfect ilk sırada geliyor. Şarkının bir diğer talihsizliği ise en zayıf şarkı olarak Shape of You’nın arkasına konumlanması olmuş. Onun dışındaki şarkılardan Galway Girl ve What Do I Know ise içerisinde ufak tefek sürprizlerin olduğu farklı şarkılar olmuş. Benim albüm içerisinde en keyifle dinlediğim şarkı ise albümün kapanış şarkısından bir önceki şarkı olan Nancy Mulligan oldu.

Ed Sheeran Grammy ödül töreninde sergilediği performansı ile zaten seven sevmeyen herkesi hayran bırakmış ve Divide’ın çıkışından önce içimizde kalan son beklenti kırıntılarını da fezaya uçurmuştu. Sheeran’ın yaptığı müziğe azıcık ilgisi olan herkes için bekletilerin tavan yaptığı bir albümün altından layıkıyla kalkan hatta herkesi şaşırtmayı ve memnun etmeyi başaran sanatçı bambaşka janrlarda albümün bütünlüğünü hiç bozmadan şahane bir albüm çıkarmış ortaya.

DEĞERLENDİRME
Bize Göre
8,9
PAYLAŞ