Albüm bakımından oldukça tatmin edici bir yıl olan 2016, yerini yeni çıkan albümlerle umut dolu bir yıl olacak gibi bir izlenim veren 2017’ye bıraktı. Bunlardan bir tanesi de kuşkusuz her ne kadar incelemesi gecikmiş olsa da Bonobo’nun Migration albümü! Simon Green nam-ı diğer Bonobo yılın henüz ikinci haftası dolmadan 6. Stüdyo albümü Migration’ı yayınladı. Albüm çıkmadan önce peş peşe gelen şarkılar, videolar ve görseller ile albüme olan merakımız Everest’e tırmanmışken, Migration bu beklentileri karşıladı mı derseniz; size bu hayatın yalnızca siyah ve beyazdan ibaret olmadığını ve grilerin de varlığını, üstelik bu grilerin siyah ve beyazlardan çok daha fazla olduğu gerçeğini hatırlatmak durumunda kalırım.

2000 yılında Animal Magic ile bir anda downtempo müziğin dahi çocuğu olarak anılmaya başlandığı dönemin Migration öncesi son meyvesi The North Borders’ın  üzerinden tam 3 yıl geçti. Bu süreçte müziği günden güne daha fazla insana ulaşırken, Bonobo da setleri ile festivallerin ve alternatif kulüplerin dikkat çeken ve aranan isimlerinden biri oldu.

Brighton’da doğan İngiliz sanatçı bir önceki albümünü New York’ta kaydetse de havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez; Bonobo da kendini geliştirmek, yaratıcılığını pekiştirmek üzere Kaliforniya’ya taşınan ünlüler kervanına katıldı ve Migration’ı burada kaydetti. Albüm kapağı başta olmak üzere değişimleri de peşinden getiren bu yolculukların albümünün oluşumunda bir hayli etkisi olduğunu tahmin ediyorum.

Albüme baktığımızda kendisini “Nomadic DJ” olarak tanımlayan Simon Green, albümünün merkezine – adından da anlaşılacağı üzere – göçü koyduğunu ve her biri ayrı olarak dinlendiğinde kendine özgü karakteristik detayları ile öne çıkarak dinleyiciye daha güzel gelen şarkılarla temasını desteklemek istediğini görüyoruz.

Albüme de adına veren yaklaşık 6 dakikalık ilk şarkı Migration, huzur dolu piyano notaları, kuş cıvıltılarını andıran melodileri ile hoş bir downtempo örneği gibi merhaba derken, hikayeye sonradan dahil olan aksak ve tekinsiz davul ritimleri dinleyiciyi şarkının başındaki dinlendirici ekseninde tedirgin ettikten sonra rahatlatıcı etkisi ile davet ediyor.

Albümden önce gönlümüzü çalmayı başaran Break Apart, sıkıcı olabilecekken Rhye’ın vokali (Milosh) ile hareketli gecelerin ardından sakin after party sevenlerin playlistlerinde eskimemek üzere yerini almaya hak kazanıyor.

Albümün üçüncü sırasında yer alan, en iddialı şarkılarından biri olan 8 dakikalık Outlier’ın downtempo altyapısı Bonobo’nun bir yüzünü gösterirken yarısından sonra Simon Green’in kulüp kültüründen ne kadar beslendiğine şahit olduğumuz upbeat ve synthleri ile dinleyeni karanlık bir tarafa çekerek dans etmeye davet ediyor.

Albümde şarkılar kendi içlerinde çok güzel olsalar bile ne yazık ki Bonobo’nun vermek istediği o konsept albüm hissini çok veremiyor. Bunun en somut örneğini de Second Sun ve  Grains şarkılarında hissedebilirsiniz. Aktivist kimliği ile bilinen sanatçı Pete Seeger’ın vokaliyle sunulan Grains single olarak dinlediğinizde çok iyi bir parça olsa da bu hikayede ünlü sanatçının canlandırdığı tek sahnelik bir oyuncu gibi duruyor.

Hundred Waters grubundan Nicole Miglis’in etkileyici vokali ile parlayan ve ilk dinleyişte albümün en dikkat çekici şarkılarından biri gibi duran  Surface, albümü dinledikçe ve diğer şarkılardaki ince nüansları yakaladıkça cathcy etkisinden kurtulanların çabuk vazgeçeceği şarkılardan bir tanesi olarak seyrine devam ediyor.

Güçlü bir girişle umut vadeden Bambro Koyo Ganda arkasına Faslı Innow Gavawa desteğini de alarak son zamanların en popüler elektronik türlerinden biri olarak etnik house(?) ‘a evriliyor fakat farklı bir sound yakalamak uğruna güme giden en temiz house beatlerinin katili olarak gelinen son noktada üzüyor.

Albümün ilk single’ı olmasından başka söyleyecek söze gerek olmayan Bonobo şarkısı tanımının karşılığı Kerala gösterişten uzak ve tahmin edilebilir… Bir sonraki şarkı Ontario ise adeta No Reason’ın yaratacağı etkiyi daha da yükseltmek için (hoş, daha nasıl bir yaratabilir) için etnik ögelerin farklı bir versiyonda kullanıldığı, rahatsız etmeyen stratejik bir şarkı gibi.

No Reason’ a geldiğimizde bizi eskiden Chat Faker olarak bildiğimiz Nick Murphy karşılıyor. Hipsterlığını üstünden attığı gibi müziğinde ağlak vokal tarzını da bir kenara bırakarak majör değişikliklere koşan Nick Murphy, Bonobo’yu comfort zone’nundan çıkararak albümün en iddialı, en çarpıcı ve en iyi şarkısına vokaliyle hayat veriyor.

Albümdeki ilk üç şarkıyla yakalanan bütünlük ciddi düşüşlerin ardından No Reason ile yeniden toplanıyor ve 7th  Sevens tüm sakinliğine rağmen akustik yamaları ve up tavrı ile dingin bir şekilde yükseltmeyi başarıyor. Kırgın beat’leri, sıcak basları ile öne çıkan Figures, karmaşık  hislerle başlayan albümün duygusal kapanışını yapıyor.

DEĞERLENDİRME
Bize Göre
8,5
PAYLAŞ