The xx kırılma noktalarının yarattığı karanlık boşluklarda yürürken ya da dururken, yeni bir duyguyla tanışmış olmanın verdiği tedirginlik ve/veya merak, kiminde heyecan kiminde ise mutsuzluk olarak ortaya çıkan halet-i ruhiyeler bütününün yegane temsilcisi. Romy ve Oliver’ın kulaktan ruha işleyen vokalleri, kaygısızca yazılan, tercüman olan sözler, melankolik gitarlar, düz ritimler ve Jamie xx ‘in tamamlayıcı beat’leri ile 2009 hayatımıza girdi The xx. Kendi adına taşıyan ilk albümleri ile dinleyenlerin çoğunda puzzle’daki eksik parçayı tamamlamış hissi veren ve 2012 yılında çıkan Co-Exist ile yerini sağlamlaştıran kendi müzik tarzını yaratan The xx üçüncü albümü I See You ile büyüyor, gelişiyor, değişiyor ve evriliyor….

Peki ilk albüm The xx neydi? The xx albümü birçok duygunun kaybı ya da ani düşüşlerin yansımasıydı ve çoğunlukla konu seksten ibaretti. O yüzden herkes bu soundu sevmekle kalmadı, bir döneminin baş ucu albümü yaptı. Sebebi ise henüz 20’lerin başında 3 yetenekli gençten oluşan bu grubun taze ama karanlık tarzıyla herkese bir şekilde dokunmayı başarmasıydı. The xx o zamanlar kırılmıştı çünkü güvenmişti, üzgündü çünkü mutlu eden şey her neyse artık yoktu. Kızgındı çünkü yeni tanıştığı bir şeydi ve bundan besliyordu ama bir yandan dans etmek istiyordu ve bunun çünküsü yoktu…

2012’ye geldiğimizde The xx üç senede grup olarak biraz daha büyümüştü, ilk albümde yaşadıkları bu değişimler ikinci albüme deneyim olarak yansıdı. İngiliz grubun uzay boşluğuna benzeyen, Romy ve Oliver’in hüküm sürdüğü yer çekimsiz evrenine bilet niteliğindeki her şarkıya ruh veren ritimlerin mimarı Jamie xx yıldızı parlamaya başladı. Niketim Jamie xx’in solo albümü In Colour 2015’in en iyi albümlerinden biri oldu.

Bugün ise grubun 5 yıllık baya ciddi bir aradan sonra yine Young Turks etiketi ile yayınlanan 3. albümü I See You ‘yu dinlerken daha farklı bir The xx ile karşılaşıyoruz.

Jamie xx etkisi diyebileceğimiz ve biraz Bob Moses çağrıştıran açılış şarkısı Dangerous ilk albümdeki karanlığın nihayet aydınlandığını ve tüm grubun artık ışık giren odalarda görebildiklerini müjdeliyor.

– Should it all fall down / You’ll have been my favourite mistake –

I See You‘yu Jamie‘nin solo kariyerini ve kendi özgün tarzından bağımsız olarak ele almak çok manasız olacaktır. Zira In Colour’ı dinlememiş olanlar için I See You’nun biraz karışık, bilakis antipatik gelme olasılığı oldukça yüksek çünkü 11 şarkılık albüme yoğun pozitif enerji hakim. Şarkıları dinledikçe yalnızca Jamie’de değil Romy ve Oliver’daki değişimi bariz bir şekilde görebiliyorsunuz. Her ne kadar ikili karamsar duyguların kalemi ve sesi olsalar da yeteneklerinin farkına varmaları kendilerini daha cesur adımlar atmaya itmiş gibi duruyor. Özellikle Oliver’ın agresif vokali, öne çıkan karakteristik özellikleri ile birleşince farklı bir vokal disiplinine dönüşmüş diyebilirim.

Romy için ise söylenebilecek çok değişik bir durum yok açıkçası. Oliver’ın tersine hala duygusal, biraz depresif ama kendi içine dönmüş ve hesaplaşmalarında kararlı. Bkz: Performance, I Dare You. Kalem değil vokal olarak da farklılaşan ikiliden Romy hüznünü kendi içinde farklı bir şeye çevirmişken Oliver daha saldırgan ve net olan tarafta.

Brave For You, A Violent Noise, Performance ve Replica eski The xx arayanlar için tampon görevi görebilecek şarkılar. Albümden çıkan sürpriz On Hold ise adeta Jamie xx albümünün bonus track’lerinden biriyim diye bağırıyor. Aynı etkiyi A Violent Noise’da da hissediyoruz ama burda çok, çok daha olumlu ve iyi bir The xx şarkısı olarak …

DEĞERLENDİRME
Bize Göre
8,9
PAYLAŞ